Yeni yayınları e-posta olarak alabilirsiniz

21 Ocak 2018 Pazar

Dogma


Hiç bir şey dogmaya karşı bağışıklık kazanmış değildir. Ve buna bilimde dahildir. Belirli ilkeler dizisi inkar edilemez şekilde doğru olarak kabul edildiğinde kimse kazanmaz. Yani diyelim Newtoncu fizik yasaları bugün olan biten her şeyi açıklamaya yetmiyor. Ve zamanla bazı ilkelerden vazgeçmek de gerekiyor. 

Öte yandan bilimin kendisi bilinçsizdir. Bilinç sahibi olan (ya da olması gereken) insandır. Tabii bu arada bilimden neyi kast ettiğimiz de büyük önem arz ediyor. Bugün bizlere bilim diye kaktırılan şeyin gerçek bilimle alakası yoktur. Bilim dediğimiz şey insanlara hizmet ve daha medeni bir hayat yerine insanları hasta edip çeşitli felaketlere sürüklüyorsa ona başka bir şey denir.

Örnek vermek gerekirse; eskiden normal tansiyon belirlenirken kişinin yaşının önüne 1 sayısı koyup, sağdan ikinci basamağa bir virgül eklenirdi. Yani yaşınız 49 ise 14,9 tansiyon sizin için normaldi. Sonra tansiyon "13/8 normaldir" sınırına çekildi 14/9 üstü ise ilaçla kontrol edilmesi gereken yüksek tansiyondu. Bugün abd tansiyon üstü sınırını 12/7 ye çekti, tabii bu da yüz milyonlarca tansiyon hastası yaratılacağı anlamına gelir. Gelelim total kolesterole, en eski sınır 210-220 idi. Bu sınır 200 e çekildi sonra da 180 e çekildi. Ve bu da yüz milyonlarca kolesterol hastası daha yoktan yarattı. Şekere (diabet) bakacak olursak yine aynı durum. Eski açlık kan şekeri 110-120 sınırında ise ilaç yazılmazdı, bu da çekildi mi 100 e al sana yüz milyonlarca şeker hastası daha.

Bu örenekler saymakla bitmez. Ama farklı konulardan bir kaç örnek daha vermek isterim. Küresel ısınma, bilim ekipleri için inanılmaz derecede kârlı hale geldiğinde, bazıları bir şeylerin sarsılmasını önlemek için verileri manipüle etmeye başladı. Dahası, belirli bilimsel bir fikir geniş çapta benimsenirse, şüpheci olan ve bağımsız araştırmalarla iddiaları doğrulamak isteyen kişiler araştırma alanlarında, finansman, konferans vb. Kesintiye uğradığını görebilirler.

Mesela araştırmanız şiddet içeren bilgisayar oyunları oynamak ve okulda pompalı tüfekle ateş etmek arasında bir korelasyon olmadığını gösteriyorsa, araştırmanız hakkında konuşmak için bir tv stüdyosuna çağrılmanız pek olası değildir; ancak, evet demeye istekli iseniz, böyle bir bağlantı var, o zaman kapılar sonuna kadar açılacaktır.

Bugün bilimin geldiği nokta, insan nüfusunu azaltmaya, ve kalanları da köleleştirmeye yönelik çalışmaktan ibarettir.

Eğer bir kötülük yapacaksanız bunu allayıp pullayıp, iyi bir şeymiş gibi göstermelisiniz. Son derece pahalı elektronik cihazlar kullanmalı, beyaz önlükler, yıllarca okunan okullar ile tetikçileri yüceltmelisiniz. Ve çok basit bir şeyi anlatırken bile halkın anlayamayacağı bir dil ile teknik terimler kullanarak yapmalısınız. Yine örnek vermek gerekirse; “laktoz intöleransı” falan demelisiniz ki bunun yanında ilaç satabilesiniz. Aksi takdirde tutup da basitçe “süt içmemen gerekiyor" derseniz ilaç satamadan hastayı kaybedersiniz. Burada “hastayı kaybetme” sözünü kişinin rahatsızlıktan kurtulması anlamında kullandığımı ve bu durumun da ilaç firmalarının işine gelmeyeceğini belirtmeme gerek var mı bilmiyorum.

Bütün bunlara rağmen insanların bu durumu anlamamaları, kendilerinin doğru, başkalarının ise yanlış olduğu önyargısına sahip olmalarıdır. Tabii ki bunun sebebi egodur.

Egodur çünkü yıllardır onlara kaktırılmış doğru adı altındaki yalan budur. Şayet gittikleri yolun yanlış olduğunu bilseler bile yine de yollarından sapmak istemezler. Çünkü hatalı olduklarını kabul etmelerine egoları engel olur.

Bütün kararlarımızı sahip olduğumuz bilgiler doğrultusunda veririz. Ama bir konu hakkında karar verirken sadece vereceğimiz kararımız üzerinde düşünürüz. Hiçbir zaman bilgilerimizi gözden geçirmeyiz. Çünkü sahip olduğumuz bilgilerin doğru olduğu önyargısına sahibizdir. Ama bildiklerimiz tümden yanlışsa ne olacak? Elbette ki yanlış kararlar vereceğiz. Bu sebeple insanların kritik dönemlerde verecekleri kararlardan önce bildiklerini sorgulamalıdırlar. Yanı sıra birçok insan hiçbir şey bilmediğinden kararı onların yerine otorite vermektedir. Onun işi sadece otoriteye inanmaktır. O zaman düşünmek gerekiyor. İnançlarımız bize daha iyi bir yaşam sağlıyor mu diye. İnanç diyorum, çünkü bilim de bir çeşit inançtır. Bizler sadece bilimsel araştıma yapanların söylediklerine inanma durumundayız. Bunların yani bilimin ve bilim insanlarının tüccarlara, yani kapitalizme hizmet ettiğini bilmeden...

Modern bilimin en büyük dogması, yapılan uygulamanın sonucunun ne olduğunu bilemeden, nasıl uygulanacağını bilmesidir. Bilim ahlaki kurallara sahip olmadığından sonuçları düşünerek ilerlemez. Sadece verilere dayanarak ilerler.

Tabii bu arada "Ama gerçek bilim değil" diyenleri duyar gibiyim. Bu da neredeyse tüm müslümanların "Ama bu gerçek islam değil" demesiyle aynı yere varıyor. Beni ilgilendiren şey sonuçlardır, anlatılan değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder